Oh My Ghost | Episode 1 (Arabic, Turkish, English Subtitle)

Oh My Ghost | Episode 1 (Arabic, Turkish, English Subtitle)

SUBTITLE'S INFO:

Language: Turkish

Type: Human

Number of phrases: 648

Number of words: 4850

Number of symbols: 28469

DOWNLOAD SUBTITLES:

DOWNLOAD AUDIO AND VIDEO:

SUBTITLES:

Subtitles prepared by human
01:32
25 yaşında erkek. Itaewon'da bir kulüpte merdivenlerde bilinçsiz halde bulunmuş. Yaşam değerleri stabil değil, vücut sıcaklığı 25 derece. - Hipotermi gibi görünüyor. - Başka bir tane daha mı? - Tanrım. - Bir tane daha mı gelmiş? Aynen. Bu ay gelenlerin sayısını kaçırdım artık. Hem de sıcak hava dalgası varken. - Belki de Ebola'ya benzer bir virüstür. - Ne Ebola'sı? - Bence... Uyuşturucuyla alakalı olsa gerek. - Polis ne demiş? Bütün kurbanlar kazadan önce kadınlarla birlikteymiş. - Ama? - Ama hepsinin kimlikleri ve meslekleri birbirinden farklı. Kadınların arasında hiçbir bağlantı yok. - O zaman gerçekte kim? - Hiçbir fikrim yok. - Ama hepsinin ortak bir özelliği olduğunu fark ettik. - Neymiş? Hepsi de olağanüstü güzellikte ve... ...vücut ölçüleri muazzam. Vücut ölçüleri muazzam mı? <i>- Gerçekten kim? Hayalet falan olacak</i> hali yok ya. - Belki de öyledir. Pislik herif. Hem beni tahrik ediyor hem de canımı sıkıyor. Tam bir hayal kırıklığıydı.
02:46
Çık! Üzgünüm. Görebiliyor musun? Beni? <i>Hayaletim Benim</i> Bölüm 1 <i>Merhaba. Ben Öğlen Müziği'nden</i> DJ Jin Hee. <i>Bugün de sıcaklıklar 30 derecenin</i> üzerinde olacak.Bu sıcacık yaz gününde... <i>...eminim herkesin sıcakla baş</i> etmek için kendi yöntemleri vardır. <i>Vantilatör veya klima çalıştırmak</i> hepimizin bildiği yöntemlerden. <i>Korku filmi izlemek de yardımcı olabilir.</i> <i>Hayaletler... korkutucu, değil mi?</i> Biliyor musunuz? <i>Bir kitapta okumuştum. İnsanlar hayaletleri</i> beyaz gecelikli, siyah uzun saçlı düşünür... <i>...ve yalnızca terk edilmiş yerlerde ortaya</i> çıkarken hayal edermiş. <i>Ama aslında onlar günlük yaşamımızda var</i> olurlarmış. Tam da şu an. Yanı başımızda. <i>- Hayaletler. Çene çalıyorlar.</i> - Hava muhteşem. - Bu hava beni uyuşturuyor resmen. - Aynen. - Öğlen ne yiyoruz? Bana bibimbap. Ya da fasulye ezmeli çorba mı olsa? Fasulye ezmeli çorba iyi gider bugün.
04:35
Böyle sımsıcak bir günde soğuk erişte yemeye gidilir ancak. - Olur, soğuk erişte bana uyar. - Tamam! - Pilav yiyin! Koreliler pilavdan güç alır. Bize soğuk erişte ısmarla madem öyle. Daha soğuk olur böylece. - Pilav. Pilav. Pilav. Pilav. - Değil mi? Gidelim. Beni de götürmeliydiniz. Kurabiyelerimle gidip eğlenmek istemiştim ama hiç şansım yok galiba. Taş gibisin diye bir şey sanıyorsun kendini. <i>Bir hayaletim ben. Hatta</i> bakire bir hayalet. <i>Tüm hayaletlerin içinde içi en</i> acı kinle dolup taşan hayalet. <i>Tanrı'dan gelen daveti geri çevirmenin</i> ve öbür dünyada dolanmayı reddetmenin... <i>...bakire biri olarak ölmenin nasıl acı</i> verici olduğunu düşünün bir. <i>Hayalet dünyasının Huysuz Çapkın</i> Kraliçesi olarak bilinirim. <i>Ama keşke anlaşılabilseydim. Keşkelerden</i> ibaret bir ruh, acıklı bir aşk şarkısıyım. <i>Ve ben çok ama çok</i> sıkıldım. Kimsin sen? Çok tatlısın. Benle oynamak ister misin? Görebiliyor musun beni? Top, top, top.
06:25
Gökyüzü saçma sapan bir yükseklikte. Masmavi. Epey güzel. Çok üzücü. Gidip biraz cenaze yemeği bulayım da güçleneyim. Dong Chul, Dong Chul, Dong Chul. Sosu bir yönde karıştır. Ne halt ediyorsun? - Bana ver şunu. Böyle. Böyle. Böyle. - Tamam! Biliyorum ama kolum çok yoruldu, o yüzden... - İşte bu yüzden spor yapman lazım. O da bir yetenek, malum. - Peki. Gören de bir şirkette müdürsün sanır. Benden bir yaş küçük olduğuna kim inanır ki? Yüzünü gören herkesin seninle samimi bir şekilde konuşmaya ödü kopuyor. Suratsız. - Hiç de bile. - Suratsız değil. Çok keskin hatları var. Bu yaşta moruk gibi görünüyor... ama aşçı yardımcımız yüzünden çok daha kötü oluyor. Yaşından çok daha genç görünüyorsun. İnsanlar seni 20'lerinde sanıyor, değil mi? Evet, daha önce liseye gittiğimi bile sandıkları oldu. - Başta seninle az daha gayri resmi konuşacaktım. - Eminim öyledir. - Dong Chul. Üzgünüm. Üzgün. Üzgün. Üzgün! - Peki. - Joon.
08:07
Et çok kalın olmuş. Galbi buğulaması mı yapıyorsun? Etin çorba suyunun içinde iyice çökmesi lazım. Haberin yok mu? Le Cordon Bleu'da öğretmediler mi bunları? - Öğretmediler. - Bilmiyor muyum öğretmediklerini? Eleştiriyordum. İğneleme ya da taşlama ne demek hiç duymadın mı? Eleştirip duruyorum ama iplemiyor. Belki kovsam iyi olur. - Yardımcı Şef. Bir şey mi yanıyor? - Midem yanıyor. Reflüm var benim, reflü! Bu yüzden yurt dışında okuyanları sevmiyorum. Kişiliğin berbatken en süper niteliklere sahip olsan kaç yazar? - Bir şeyler yanıyor gibi bir koku var. - Dışarıdan geliyor. Na Bong Sun. Aklını mı kaçırdın? - Özür dilerim. Özür dilerim. - Kokuya bak. Ne yapacağız şimdi? Kim sos pişirirken uyuyakalır ki? Özür dilerim Yardımcı Şef. Çok özür dilerim. Özür dilemek yeterli mi sence? Az daha yangına sebep olacaktın. En basit şeyleri bile bilmiyor musun? Seni kovayım da gitsin be. - Kimin restoranında yangın çıkarmaya çalışıyorsun? - Özür dilerim Yardımcı Şef. Senin restoranında değil. Himalayalar'dayız sanmıştım. Amma koyu bir sis sarmış.
09:19
Manzara destansı. Değil mi? - Min Soo mutfaktaki görevin neydi senin? - Yardımcı şefim. - Sen ikincisin o zaman. Az önce kendi restoranınmış gibi davrandın. Çok ilgiliydin. Peki ama sosu böyle birine nasıl emanet ettin? Aslında sürekli başındaydım ama sadece on dakika göz kulak olmasını istedim. - O kadarcık bile dayanamadı. - On dakika mutfakta kısa bir süre mi? - Zaman ölüm kalım meselesi. Haberin yok mu? - Özür dilerim. Benim hatamdı. - Özür dilerim Şef. Benim hatamdı. - Etrafta arkamdan konuşuyorsun, değil mi? Yok canım, sorun değil. Burada çalışmak çok zor, berbat. Ağır iş. - En azından patronunun arkasından konuşman lazım tabii. - Asla Şef. Olur mu öyle şey? Ama işini başka birine emanet ediyorsun. Profesyonellikten yoksun olman. İşte buna katlanamam. Bu senin hamurunda, karakterinde var. Öğrenebileceğin bir şey değil. - Söylediklerinizi aklımda tutacağım Şef. - İyi geçinelim Min Soo.
10:36
- Peki Şef. - İyi çalış. Tamam mı? - Peki Şef. - Gözüm üzerinde. - Peki Şef. Otuzumdayım ve bir çocukmuşum gibi muamele ediyor. Çok aşağılayıcı. Burayı bırakıp kendi yerimi açmalıydım. - Özür dilerim Yardımcı Şef. - Bong Sun. Sen. Sen, Bong, belanı bul. Cidden. Gece neden uyuyamıyorsun? Güpegündüz neden uyuyakalıyorsun? Neden? Neden? - Daha iyisini yap. Olur mu? - Tamam. Cennetteki Babamız, senin ismin yücedir. Senin hükmün gelecek, senin arzun olacak. Tıpkı cennet gibi olan dünyada. Efendim nine? <i>Sesin neden bu kadar zayıf geliyor?</i> Yemek yedin mi? Evet. Asıl sen yedin mi? İyisin, değil mi? <i>Beni biliyorsun işte. Sen nasılsın?</i> Uyuyabiliyor musun? <i>Hayaletler rahatsız ediyor mu?</i> Hayır. Gayet iyi uyuyorum. Son zamanlarda öyle pek gelmiyorlar.
13:05
<i>Çok şükür. Şaman olarak benim</i> yaşadıklarımı sen yaşamamalısın. <i>Uyuduğun yerde tütsü</i> yak mutlaka. Tamam mı? Tamam. Kapatıyorum nine. Ne yapacağım? Pekala, rapora bakayım. - İyi iş çıkarmışız. - Kötü olduğum bir iş yok ki. Pişirmede iyiyim, iyi görünüyorum, iyi espriler yapıyorum. Tanrılar çok adaletsiz. Her şeyi hep bana vermişler. Sürekli kendini övmesen mükemmel biri olabilirdin. İşte o, benim bilerek türettiğim bir zayıflık. Mükemmel olsam herkes benden nefret ederdi. Bu kadar sıcakkanlı birisin ama nasıl oluyor da iki kadına çok düşmanca davranıyorsun? - Kimlere? - Bong Sun. Üzerine gittikçe daha da dışlanıyor. Yeteri kadar iyi değil işte. Diğeri kim? - Selam. - Mükemmel zamanlama. Hoş geldin anne. Teftişe mi geldin?
14:32
Başımı döndürüyorsun. Oturamaz mısın? Restoranıma gelmemeni söylemiştim. Benden utanıyor musun? Neden oğlumun restoranına gelemezmişim? Müşterilerin ağzına laf veriyoruz. Teyzem olup olmadığını soruyorlar. Ya da gizli, eski bir aşkım. Saçmalık resmen. - On dokuzundayken beni doğurman... - Ne olmuş on dokuzuma? Onların hayatı mı? Kim ne söylüyormuş? İşte o yüzden kendi hayatını yaşaman lazım. Burada ne işin var? İnsanları kıracak şekilde nasıl konuşulacağına dair ders alıyor herhalde. Sun Woo. - Sun Woo. - O ne? - Öyle değil. Kaderin senin ellerinde. Ruhun çok canlı ve bu yıl kaderinde bir hayalet var. - Bir hayalet sana musallat olacak. Korkunç, değil mi? - Kim? Guru Tae mi? Hayır, Sungbuk'tan Jang Bey'in bu. Aman anne. Anne iyiyim ben. Hayaletlere inanmadığımı söylemiştim sana. İnanman gerektiğini söylemiyorum ben de.
15:42
- Sadece yanında dursun bu. - Cidden istemiyorum. İstemiyorum. Profesörsün sen. Böyle batıl şeylere neden inanıyorsun? - Öğrencilerin böyle biri olduğunu biliyor mu? Cidden. - Telefonun. Telefonun. Efendim, Yönetmen Lee? Evet hep meşgulüm ben. Ne oldu? - Buradayız. - Erkencisiniz. - Gel de otur. - Görüşmeyeli bayağı oldu. Tabii, ben de kurban etme ayinlerinde neden yoksun diye merak ediyordum. Aç olursun sanmıştım. Kendi kurban etme törenin olmadığı için çok açsındır kesin. Düşünürsen baya komik aslında. Daha önce hiç hafızasını kaybeden bir hayalet duymamıştım. - Doğru. Sıradan bir şey değil. - Şey, herhalde ani travmadan ölürsen mümkün. Kendi kurbanlıklarını paylaşamıyorsan başkalarınınkinden de yememen lazım. Hayaletler bile biraz görgülü olmalı canım. Yemek iştahıyla ilişkiye girme isteği birbirine çok yakın olurmuş. Bakire bir hayalet olduğunu cidden saklayamazsın, değil mi?
16:48
Bir rahat bırak be. - Köpek bile yemek yerken rahat bırakılır. - Köpekten daha mı iyisin sen sanki? Hala kadınları ele geçirip erkekleri ayartıyormuşsun. - Suhbingo seni yakalamak için çıkmış diye duydum. - Seni ilgilendirmez. Bunları söylüyorum çünkü beni gayet de ilgilendirir. Senin yüzünden hepimizin başımız belaya giriyor. Yukarıdan yapma dendi. Neden insanların içine girip duruyorsun? Ya sen? Sen hiç yanlış yapmadın mı? Sürekli insanların içine giriyordun eskiden. - İkimizde manyak hayaletleriz. Kavgaya var mısın? - Tabii olur. Hadi! - Kapışalım hadi. - Hadi! - Gel buraya. - Boyunun ölçüsünü alacağım! Ne oluyor? Nereye gidiyorsunuz hepiniz? Korktunuz mu? Gelsenize, gelsenize! Hepinizi alt ederim. Sürtük. - İyi misin? - Hayır değilim. - Sen etraftayken nasıl iyi olabilirim? - Ne demek canım o? - Devam et, ye. - Nereye gittiğini sanıyorsun? Sen... Dur orada! Sen! Dur orada! Bırak. Deli değilim ben. Yakalamam lazım onu. Deli değilim.
18:14
Korkunç derecede hızlı! Dursana orada. Ne kadar yaşam gücü yedin? Yakalayamıyorum bile. Dursana orada! O... Otobüs. Taksi. Taksi! Karıya bak be. Sürtük! Tamam, şimdilik burada saklanayım. Şimdi nereye gitti? Yine birini ele mi geçirdi? Kurallara hiç uymuyor cidden. Dışarı çıkman senin için en iyisi. Hemen çık. Nerede bu kız? Sun Woo. Yakaladım seni. - Kalk, kalk, kalk. - Yavaş ol. - Hemen kalk ayağa. - Yakalayamam mı sandın? Çabuk ol. Çabuk ol. - Canım yanıyor! Canın mı yanıyor? Peşinde koşturmaktan benim de canım yanıyor. Gösteri yapıyorsun resmen. Cidden. Annemi kim kontrol edebilir ki?
20:16
Bunu hangi ara sokmuş buraya? Çıldırtacak beni. Buyur bakalım, ılık Americano, değil mi? Sıcak yiyecekleri pek sevmiyorsun, değil mi? Tat tomurcuklarını mahvettiğini söylemiştin. Mutfakta çalışmaya ilk başladığımdaydı o. Artık acemi değilim. - Neyse, ne oldu? Çok vaktim yok. - Biliyorum, çok meşgulsündür. Aslında yeni bir program üzerinde çalışıyorum. İzleyicilerden görev aldığın bir yemek pişirme programı. İlk bölümde senle Şef Marco olsun istiyorum. Başka bir tane daha mı yapıyor? Ünlü sanıyor kendini. Yıldız ışığı var, kariyeri de ilgi çekici. Ne dersin? Yapacaksın, değil mi? Hayır, ilk kez denenen programları yapmıyorum. Düzenli bir program haline gelirse düşünürüm. - Benim hatırıma bile olmaz mı? - Televizyona çıkmayı azaltmam gerek. Restorana bir süredir özen göstermiyordum, düşüşe geçti o yüzden. - Amma gösterişçisin. - Gösteriş yapmıyorum. Cidden böyle müthişim. Kaç kere söyleyeyim? - Cidden ret mi ediyorsun beni? - Cidden ediyorum. Ettim bile.
21:21
Yıkıldım. Güvendiğim dağlara karlar yağdı. - Bir hayat dersi olsun bana. - Müsaadenle o zaman. Bu arada. Hafta sonu gidiyorum. Benimle gelmek ister misin? Bakarız. Nasılsa seninle baş başa kalmak isteyecektir. Kaçtım ben. Gel buraya. Başka tarafa bakmayacak mısın? Şifreyi gireceğim. Girmeye değil çıkmaya çalışıyorum, farkındasın, değil mi? Etraflı düşünüyorsun. İçeriden de kilit vursam iyi olacak. - 7182. - Değiştireceğim. - Yardım et. - Rol kesme. O tılsımlar canını yakmaz. Sadece içeride kilitli tutar seni. Neden kafayı bana taktın ki? <i>Cidden soruyor musun? İnsanları ele geçirip</i> erkekleri bayıltıyorsun, o yüzden de... <i>...yukarıda karışıklık çıktı. Seni yakala-</i> yana dek bana geleceği göstermediler. Ne yapayım? Erkeklere bayılıyorum.
22:51
Bayılırsın tabii. Bakire bir hayaletsin sonuçta. Yine de başkasının bedenini alıp hayattayken ayartamadığın adamları baştan çıkarman... Devam et denemeye. Bir hayaletin karşısında o ürperme hissine karşı koyabilecek hiçbir adam yok. Ne demek yok? Varmış diye duydum. İki göğsü arasındaki güneş. Bir adamın iradesi. Milyonda bir ihtimali aramak ne haddine? Yine de denemeliyim. Hayalet olarak üç yıldan fazla yaşarsam iblise dönüşeceğim. Üç yıldan önce kinimi hazmetmem ve burayı öyle terk etmem lazım. Ben de onu diyorum. Duygularını hazmetmen lazım. - Kinini unut, kendine bir yer bul ve göğe uç artık. - Elimde mi sence? Etrafta böyle dolanmaya devam edersen işler kötüye gidecek. Sana mükemmel bir şekilde uyan bir bedene rast gelirsen... ...içeride sıkışıp bir daha hiç çıkamayabilirsin. Benim için endişelenen birinin olması güzel. Konuşacak birinin olması da güzel. Sürtük seni. - Yazık kızıma be. - Neyin var?
24:08
- Anlıyorum nasıl hissettiğini işte. - Çok garip. - Ne de güzel bir boynun var. - Tatlı kızım benim. - Peki, peki. Ağlarken neden bu kadar hassas oluyorsun? - Seviyorum seni. - Ben de seni seviyorum. Mükemmel. Bu ne? Bu ne? Nasıl güveneyim sana? Boynunun etrafına çan takmam lazımdı. Kedi miyim, köpek miyim, neyim ben? Deneme bile. Ancak ben dokunabilir ya da çıkarabilirim. Hayır. Çıkar. Çıkar! Aidata bak. Neden bu kadar yüksek? Çekil, çekil, çekil. Al bakalım. Bu arada, yemek yememiz gerekmiyor mu? Geç saatlere kadar çalışacağız galiba. Ne yesek? Şef burada değil nasılsa, pilav yemeye mi gitsek? Pilav yiyelim biraz. - Gelirse sinir olur. - Doğru. Pilav sevmiyor.
25:28
- Pilav ve meze sevmiyor. - Şefin ne sorunu var cidden? Ne olmuş pilav sevmiyorsa? Bizim de mi sürekli erişte yememiz lazım? Nero falan mı sanıyor kendini? Diktatör resmen. Şef hiçbir zaman böyle yapmamızı söylemedi ki. Ona uyan biziz. - Cordon serserisi. - Şef gelmeden hemen sipariş edelim. Canım nasıl da geçen yediğim pırasalı bibimbaptan çekiyor. - Bana da ondan söyleyin o zaman. - Bana da. - Ben de kuru turp yahnisi alayım. - O zaman... Bong. - Efendim? Üç tane pırasalı bibimbap, bir tane kuru turp, kendine de çorbasız kimchi söyle. Ama... Cidden sipariş mi vereceğiz? Evet cidden sipariş vereceğiz. Yardımcı Şef öyle söylüyor, kime ne? Bugün, adam gibi oturup akşam yemeği yiyeceğiz. Bir avuç serseri gibi ayakta dikilmeyeceğiz. Daha yemediniz, değil mi? İçeri girin de acılı şehriye çorbası yapalım. - Peki. - Peki Şef. Peki Şef. Somon balığı geldi mi?
26:38
- Getireyim mi? - Evet getir de bir bakayım. - Cımbız. - Buyurun. Nereden getirmişler bunu? Müşteriler sokak kedisi mi? Bunu veremem onlara. Dengesizler. Balığı geri verin. Böyle yapmaya devam ederlerse bir daha onlarla çalışmayacağımızı da söyleyin. Peki Şef. Çok iyi gözdağı veririm zaten. Şef dünden kalan deniz taraklarını ne yapacağız? - Daha fazla bekleyemezler. - Doğru ya, taraklar. Çok fazla söylemiştik. - Ne yapsak? Ispanak var mı? - Evet. - Tamamdır. Günün yemeğini deniz tarağı ve ıspanaklı makarna diye değiştirin. - Tamam. - Millet. Lezzetten ben sorumlu olacağım. Yani müşterilere çok iyi olduğunu söyleyin. - Sadece önerin, zorlamayın. - Peki Şef! <i>Siparişleriniz geliyor. Öyle lezzetli olmalı</i> ki müşteriler yemeyip yanında yatmalı. <i>Masa 1, iki tane günün yemeği.</i> Masa 2, deniz ürünleri yahnisi. Ateşleyin! - Joon. - Efendim? - Erişte. - Tamam! Masa 5, biftekli makarna ve bir tane günün yemeğinden. Masa 7, bir günün yemeği, bir lazanya, önce siparişleri alın! - Peki! - Masa 8, iki tane günün yemeği. Şunu dök.
28:40
Günün yemeği bende. Min Soo, makarnalar sende. Dong Chul, salatalar sende. - Ji Woong, şunu çıkar buradan. - Peki Şef. - Derin kızartma tavasını getirin. - Peki hemen geliyor. Buyurun. Biraz su getir buraya. Su, su... <i>Sarımsağı da ekle.</i> - Min Soo, masa 5, çok tatlı oldukları için, işte böyle. - Gördüm, gördüm. Biraz daha tuz ekle. Yeo Sal Jun Eul Sa Jun Gye Il Jo. Yeo Sal Nim Yeo Sal. Yeo Sal Jul Sa Jun. Nim Yum Sal Nim Yum Sal. Yeo Sa Jun Eul Sa Jun Gye Il Jo. Keser misin sesini? Otur. Kim sana boynuma çan takmanı söyledi ki? Acıttın! İyi iş çıkardınız. Bitirelim artık. Şef işin yoksa bizimle içmeye gel. Söylemek istemediğin şeyleri söyleme. Spor yapacağım ben. Sonra görüşürüz.
30:07
- Peki Şef. - Teşekkür ederiz. Güle güle! Güle güle. En azından istenmediğini biliyor. Çabucak yıkanıp gidelim. Güle güle. Bugün 100 tabak makarna yaptım resmen. Müşteriler neden gelip duruyor ki? Çok sinir bozucu. Ama işler iyi giderse belki maaşlarımız artar, değil mi? Şüpheliyim. Şefe bir baksana. Bize karşı kız kardeşinin yarısı kadar bile iyi değil. Ama Eun Hee sıradan bir kardeş değil. Farklı. O kadar neşeliydi ki. Günün birinde... ...vur-kaç yüzünden bacaklarını kaybetti. Kardeşini görünce nasıl hissediyordur acaba? İlahi adalet diye buna diyorlar işte. Karşılığında iyi bir kocası ve mükemmel bir ağabeyi var. Ne güzel. İkisi de mükemmel. Cordon neden öyle bakıyorsun bana? - Le Cordon Bleu'da böyle bakmayı mı öğretiyorlar? - Hayır öğretmiyorlar! Gidelim Yardımcı Şef. Yardımcı Şef içki zamanı. Ne içsek?
31:27
- Soju mu bira mı? - İkisi de. - Karıştırsak mı? - Karıştıralım. Katlanamıyorum işte! Adam benden çok daha genç. Yardımcı şeflik o kadar da abartılacak bir şey değil. Kral mı be? Keşke çıkıp şöyle iki yumruk sallayabilsem. - Sus be serseri. - Peki neden en başında yaşın hakkında yalan söyledin? Ne yapabilirdim? Yaşım yüzünden iş görüşmelerine alınmıyordum. Araba tamir etmeye devam etmem lazımdı. Yemek pişirmeye başlamamalıydım. <i>Dong Chul geliyor musun,</i> gelmiyor musun? Geliyorum şimdi! Acelen ne ki? Hepimiz giyindik. Gelebilirsin. Afiyet olsun. Teşekkürler. <i>Joongang Çalışma Salonu</i> Çok gürültülü! Çok gürültülü. Çok gürültülü. Odaklanamıyorum. Özür dilerim. Stajyer aşçıyım da. Pratik yapmam lazım. Sessiz olmaya çalışırım. <i>Bugünlerde de herkes şef olmuş. O</i> televizyon programları sektörü mahvetti.
34:02
Özür dilerim. <i>Sık sık hazımsızlık yaşayan zayıf</i> bünyeli bir çocuk olduğumdan... <i>...ninem bana bu lahana lapasından</i> yapardı. <i>Yemek istemezsem akupunkturla</i> korkuturdu beni. <i>Ben de korkudan yerdim her seferinde.</i> <i>Yalnız midemi değil, kalbimi de</i> rahatlatan ninemi düşünerek... <i>...lahana lapası tarifi vereceğim bugün.</i> <i>- Oda 305! Teslimatınız var!</i> - Peki. - Bakar mısın? Bakar mısın? - Buyurun. Çorba soğuduğu için fotoğraflar güzel çıkmıyor. Isıtabilir misin? Erişteler fazla pişeceği için güzel görünmez o zaman. Bana bak, beş yıldır yemek bloğu yazıyorum ben. O tarz şeylerin hepsini biliyorum. - Isıt diyorsam ısıt yani. - Peki. - Anne işin ne zaman biter? - Biraz daha bekle oğlum, tamam mı? Ne yapıyorsun? Çabuk ol çabuk.
36:16
- Sıcak! - Joon Soo iyi misin? Yandın mı? - Ne yapıyorsun be? - İyi misin ufaklık? İyi misin? Ne yaptığını sanıyorsun? Elinde sıcak bir kaseyle nasıl bu kadar dikkatsiz olursun? - Ya yandıysa? - Özür dilerim. Özür dilerim. Çocuk çocukluk ettiği için etrafta koşuşturuyor. Asıl yetişkinler dikkatli olmalı, çocuklar değil! Nasıl bir çalışansın sen be? Özür dilerim. Çok özür dilerim. Kaç yaşındasın bakalım? Ana sınıfına gittin mi gitmedin mi? Halka açık yerlerde koşmaman gerektiğini öğrendin mi öğrenmedin mi? - Öğrendim. - Öğrendin mi? - Hatalı mıydın değil miydin? - Hatalıydım. - Hatalıydın, değil mi? - Ne yapıyorsun? - Ne oldu? Çocuğunuzu azarladığım için sinirleriniz mi bozuldu? Benim de sinirlerim siz çalışanımı azarladığınız için bozuldu. - Ne saçma sapan bir durum bu be? - Aynen. Bayağı komik bir durum, değil mi? Erişteler aşırı pişmiş olacaktı ki buna rağmen yeniden ısıtmasını istediniz. Tadı bozulunca da... Bırak. Bu bile tek başına insanı kızdırmaya yeter. Peki ama küçücük bir çocuğu bile kontrol edemezken neden masum birini suçluyorsunuz? Ne? Bitti mi konuşman? Televizyona çıktın diye kendini bir şey mi sanıyorsun?
37:21
- Önce sakinleşelim lütfen. - Sen kimsin? Sanırım burada normal hiç kimse yok. - Çık. Defol. Hemen defol! - Bırak. Trajikomik resmen. Aman! Sadece normal müşterilere hizmet veriyoruz. Defol git. Cidden dilim tutuldu. Gidelim Joon Soo. Bunu yanına bırakmayacağım. - Pardon. Kartınızı düşürdünüz. - Kim olduğumu biliyor musun sen? Özür dilerim. Güle güle. - Özür dilerim. - Cidden ama. Sen. İçeri gel. Ne yapacağım? Gerçekten özür dilerim Şef. Daha dikkatli olmalıydım. - Senden neden hoşlanmıyorum, biliyor musun? - Ne? - Bu tavrın sinirlerimi zıplatıyor. Yanlışın olsa da olmasa da... Hep üzgünsün, hepsi senin suçun ve yanlış hep senin yanlışın. Bu tavır... Kibarlık değil bu. Bu davranışının etrafındaki insanları kötü gösterdiğinin farkında bile değilsin. Ben gerçekten... Üzgünüm. Mutfak kolay bir yer değil. Savaş alanı resmen.
38:54
Sadece güçlü kuvvetli olanlar dayanabilir. Böyle zayıf biri olmaya devam edersen hiç şansın yok. Sana çok samimi bir tavsiyede bulunayım. Uzun uzun düşün. Gerçekten mutfağa ait misin yoksa değil misin diye. Akılsız veya inatçı olma. Canın yandı mı başkalarının başına dert ol. Gidip krem sür biraz. Bir bayanın elinde yanık izi olmamalı. Bong Sun'un başını mı ağrıttın? Bu sefer Bong Sun'un hatası değildi. - Kibar olmak suç değil. - Kibar olmak gayet de suç. Neyse, iyi olacak mıyız? Bayağı etkili bir blog yazarıydı. O dediğin resmi bir mevki falan mı? Bugünlerde sinir bozanlar haberciler değil de blog yazarları. Kim oluyorlar da bize derece veriyorlar? Hangi standartlara dayanarak? Kimi aptal yerine koymaya çalışıyor? - Ne? O ne? - Hiç. Reklam mesajı. <i>Dae Myung Orta Okulu Toplanması</i> 15 Temmuz, 18.30 Royal Oteli Hepsi döküldü. - Çok pis. - Üzgünüm. Temizlerim ben. Senin hatandı.
40:45
Kes sesini mal. Salak Kang Sun Woo'nun hatasıydı. - Ayağını çeker misin? - Temizle. <i>Sun Woo annen geç saatlere kadar</i> eve gelemeyecek. <i>Doğum günün olduğu için içim rahat değil.</i> Bu parayla kendine kimbap söyle. - Hesabı alabilir miyiz? - Tabii. -15,000 won. Evet on, on beş dakikaya oradayım. Evet. Tamam. Mezeler biraz yetersizdi bugün. Üzgünüm, markete gidememiştim. - Hayır iyiydi gayet. - Buyurun. - Bu para üstü fazla. - Neyim var benim? Üzgünüm. - Neredeyse bugünkü bütün kazancını kaybedecektin. - Değil mi? - Kyung Mo nerede? - Arkadaşlarıyla takılıyor. - Etrafta o yokken daha iyi oluyor. - Kahve alamıyorum. Yine mi? - Bir saniye bekle. Açıp bakayım. - Hayır gerek yok. - Açayım. - Gerek yok. Sorun değil.
43:21
- Eun Hee, Eun Hee! Rampadan inerken ödüm kopuyor. - Sorun yok. Geldi. - Çok beklettim, değil mi? - Hayır. - Bir davayı çözmem gerekti. - Görüşmeyeli uzun zaman oldu Bay Kang! - Merhaba. - Aman! Çarpıldım resmen. - Bu güzellik de kim? Serseme döndürdü beni. - Sen de mi geldin? - Evet. Memur bey, sanırım artık başka bir restoran en sevdiğiniz mekanınız oldu. En sevdiğin erişteli deniz mahsülü çorbasından içmeye hiç gelmiyorsun. Hayal kırıklığına uğratıyorsun beni. Erişteli deniz mahsülü çorbanızdan canım çok çekiyor tabii ki. Ama yemek için sıraya girmem lazım. Sırada çok fazla insan var. Pek benlik değil. Gelirsen sana özel bir masa ayarlarız. Gerçekten mi? Sadakatimin meyve vereceğini biliyordum. - İyi davran ona. - Peki efendim. - Bir yere mi gidiyorsun? Evet, ortaokuldan bir arkadaşım restoran açıyormuş, o yüzden... ...kendisini tebrik etmem ve birkaç tavsiyede bulunmam lazım. - Müsaadenizle. - Tabii. - Benim de gitmem gerek. Yarın görüşürüz. - Bugün iyi çalıştın. - Siz de.
44:34
- Pekala. Biz de gitsek mi? - Tabii kocacığım. Çok uzun bir gündü bugün. - Sen ne yaptın? - Ben de meşguldüm. Sıkı tutun. Oldukça sofistike. Evet, şık. Oldukça şık. Ben de diyorum ki neden bu kadar şık. Restoranımdakiyle aynı. Her neyse. Bütün restoranı buraya mı getirmişim? Doğru. Güzel şeyleri taklit ettim tabii ki. Sen öyle öğretmiştin. Ama bu tıpkısının aynısı. Hala çok çalışıyorsun, değil mi? Şef olarak. Malum, şefler yemeği %50 burunlarıyla, %50 ağızlarıyla yerler. Sonunda Şef Kang Sun Woo yemeği tadacak. İflas etmezsin. Kıvamı da lezzeti de iyi. - İşte bu! - Sun Woo'nun nesi var bugün? Yani artık topuğundaki çamur kadar olabildim mi? Bir tanrıyla bir insanı nasıl kıyaslayabilirsin? Benim yemeklerim cennetin sırlarından esintiler taşıyor. - Evet. Tabii ki. - Doğru.
45:56
Herkes tavsiyemi duyma şansına erişmez. İyi dinle. Yemekle asla oynama. Tabağa koyduğun aslında yemek değil. Yüzün, aynı zamanda. Başımıza büyük dertler açacak. Wang Joo geldi. Wang Joo. Gelecek bir tip değildir pek. Otur. Pekala Wang Joo. Tanıştırayım. Ünlü Wang Joo. Tanıyorsun, değil mi? - Şef Kang Sun Woo. - Merhaba. - Bu da Şef Choi. Tabii ki yaktın. Yine tütsü yakacağını biliyordum. - Üz... Üzgünüm. - Mevzu özür değil. Daha kaç kere söyleyeceğim sana? Penceren de yok. Yangın başlatırsın böyle. Adam gibi bir havalandırma da yok. İnsanlar boğulacak. - Özür dilerim, dikkatli olacağım. - Gerek yok. - Daha fazla dayanamam. - Oturacak başka bir yer bul. - Ahjussi. - Tütsüler zaten ayrı bir olay. Duvarlarda da garip garip şeyler var. Tüylerimi ürpertiyor.
47:35
- Mümkün olduğunca kısa sürede taşın, tamam mı? - Ahjussi... <i>Bong Sun'un Kupür Defteri</i> <i>Domuz Pastırmalı Domates Salatası</i> <i>Bu davranışının etrafındaki insanları kötü</i> gösterdiğinin farkında bile değilsin. <i>Uzun uzun düşün. Gerçekten mutfağa</i> ait misin yoksa değil misin diye. <i>Akılsız veya inatçı olma. Canın yandı mı</i> başkalarının başına dert ol. <i>Şef Kang Sun Woo</i> <i>İnsanlar benim yaptığım yemeği</i> yerken yüzlerindeki ifadeyi görmek... - Özür dilerim. Özür dilerim. - Önüne bak. Açıkçası haftaya doğum günüm. Bir parti vermeyi düşünüyorum. Yemeklerden sen sorumlu olabilir misin? Bütün arkadaşlarım hayranın. <i>Ne yapsak ki? Beni tutmak</i> pahalıya patlar. Şakaydı şaka. Şaka da mı yapmayayım? Aman siz de. Ne kadar tuzlu olursan ol, koca bir binayı istemezsin sonuçta, değil mi? - Ne kadar istersen o kadar ödeyeceğim. - Sun Woo çok fazla isteyebilirsin. - Young Chang Grubu'nun sahibinin kızıyla konuşuyorsun. - Öyle mi?
50:23
Tatlı olduğu için yapacaktım zaten. Ama o gün bir randevum var galiba. Üzgünüm. Başka biriyle daha buluşmam gerekiyordu. Kalkmam gerek artık. Neden? Neden? Biraz daha kal. Neden? Biraz daha kalıp kahve de içsene. - Başka biriyle kahve içmek için buluşuyorum zaten. - Öyle mi? Kadın mı? Bu saatte bir adamla buluşmam daha garip olmaz mı? Al bakalım. Çiçek saksısı bile getirmedim. Al işte. - Elimden geleni yapacağım. - Jung Woo. Young Chang mıdır nedir, onun kızıyla çok yakınlaşma. Tamam mı? İyi çalış. Burayı açmak için tefeciden para aldım dememiş miydin? Kaçtım ben. Seni seviyorum. - Yakışıklı genç adam. Mükemmel altın oran. Buyur. - Teşekkürler. Senin kahven cidden en iyisi. Cidden. Tamamen ayıltıyor. İçiyordun, o yüzden geç geldin, öyle mi? - Yoksa çok mu erken geldin? - Hangisiyse artık. Kahvemi alıp ürünlere bir göz atacağım.
51:47
- Gidiyorum. - Güle güle, yakışıklı genç adam. <i>Tabii. Peki.</i> Yakışıklı genç adam, şuna bir bak. Ucuza veriyorum. Hayır hiç sanmıyorum. - Taze mi bu? - Evet, taze. - Bu da çok taze görünüyor. Tamam. Tamam! - Zaten alacaksın. - Taze değil ki. Nasıl alayım? - Böyle şeyler satma. İmajına yazık olur. - Hayalet gibisin. Nereden anlıyorsun? - Karides. Gerçekten bugün geldi. - İyi görünüyor. - İyi zaten. Bakmana gerek bile yok. Al gitsin. - Kabuğu da iyi görünüyor. 3 kilo alayım. Ya da 5 olsun. Ne? Kim var orada? Na Bong Sun? Bu saatte ne işin var burada? - İşe mi geldin yoksa çıkıyorsun musun? - İşe geldim. Yok, çıkıyorum. - Ne diyorsun? - Ben yaparım. - Arka tarafa getir. <i>Kang Sun Woo</i> - Bu ne be? Sıralamam düşmüş.
54:38
Marco neden ikinci? Ünlülerle çekilmiş fotoğraflarını bloglamış. Herife bak. Becerileri yetmediği için hep böyle yapıyor. Devam et, aynen devam et. <i>'Gün ışığımsın sen benim.'</i> Lahana lapası nasıl yapılır? Günlük hayatın neşesi. Sıcak bir sofra hayali kurmak. Ne kadar da hoş. Lahana, iyi bir malzeme. Yemeklerinde bir içtenlik var. Bloğunu okurken bile samimiyetini hissedebiliyorum. Gün Işığı'na: Tarifleriniz... ...insanların lezzet yoluyla hissedebileceği bir mutluluk içeriyor her daim. Hayranınızım. Başarılar! Başarılar! Şef mi acaba? <i>Şef her şey için teşekkür etmek istiyorum.</i>
56:09
<i>Söyledikleriniz doğruydu.</i> <i>Bir şeyi istemek ve yapabilme kabiliyetine</i> sahip olmak tamamen farklı şeyler. <i>Çok hırslıydım.</i> <i>Restorandaki herkesten özür dilerim.</i> Hepiniz hoşça kalın. <i>Bir de bu, mektuba yazamadığım bir şey.</i> <i>Şef sizin sayenizde bir şey daha öğrendim.</i> <i>İnsanların duyguları nezleye benziyor.</i> <i>Bir kere başladı mı hastalığa ne kadar</i> karşı koyarsanız koyun... <i>...ancak yeteri kadar acı çektikten sonra</i> üstesinden gelebiliyorsunuz. Hayalin şef olmak mı değil mi bilmiyorum ama her şeye rağmen çok iyi çalış. Peki Şef. Tabağıma çerçöp koymanızı kim söyledi size? Bir tabak çöpü siz de yemek istemezsiniz, değil mi? Yeniden yap. <i>Sizin gibi bir şef olmak istiyorum.</i> Böyle. Böyle. Burada tut. Böyle düz tutup yeniden yap. <i>Sizden ötürü heyecanlıydım.</i> Sizden ötürü mutluydum. <i>Sizden ötürü canım yandı,</i> yeniden yandı ve yeniden yandı.
57:33
<i>Yeteri kadar acı çektim, bu</i> yüzden artık gidiyorum. <i>Benim gibi saçma sapan biri için...</i> Benim için Güneş Restoranı ev gibiydi. <i>Ve dünya beni yeniden bir kenara</i> atabilir. <i>Ama ne olursa olsun gidiyorum.</i> Hoşça kalın Şef. <i>- Alo?</i> - Şef. Benim. Bong Sun gitmiş. Kim? Veda bile etmedi. Bu kadarı da biraz fazla. Öyle bir karakterle gelip veda etmeye cesaret edememiştir muhtemelen. - Bu ay için üç aylık maaş verin. - Tamam. Şef! Şef. Şef. Deponun anahtarı yok. - Bong Sun almış olabilir. - Nasıl yani? Na Bong Sun mu? - Evet. - Ben yaparım. - Arka tarafa getir. - Her yere baktın mı? Onun aldığına emin misin? - Bütün çekmecelere baktık. Ne yapacağız? Özel bir anahtardı. Yaptırması zaman alır. - Saat on olmuş Şef. - Ara onu. Çok uzakta değildir.
59:27
- Arıyorum ama açmıyor. - Cidden ama! Sonuna kadar, cidden... Açana dek aramaya devam et. - Peki Şef. Joon sen anahtar yaptırmak için bir yer ara. Dong Chul, Min Soo siz de hamuru hazırlayın. Peki Şef. <i>Penceresi olan odalar aylık 300,000 won,</i> aidatları da 50,000 won. <i>Çok fazla boş yer de yok.</i> Pencereli odalar pahalı. <i>Ji Woong</i> - Üzgünüm sunbae. Başım ağrıyor. - Neden böyle oluyor? Başım neden ağrıyor? - Çok sıkıldım! - Çok sıkıldım. Kafayı yiyeceğim. Selam. - Sessiz ol. Senin yüzünden kakam geldiği gibi geri gitti. Çünkü sıkıldım! Hiç müşterin de yok. Senin suçun. Ekmek paramı kazanırken ayağıma dolanan sensin. İşte o yüzden beni bırakman lazım ya. İkimizin bir arada durmasından hayır gelmez. Beni bırakırsan ölüymüşüm gibi sessizce yaşar giderim. Zaten ölüsün. Nasıl ölüymüş gibi yaşayacaksın?
01:00:51
- Benim yerimde olsan sana güvenir miydin? - Hayır. - Müşteri mi? Müşteri olmalı! - Domuz göbeğidir. - Domuz göbeği. Bayılırım domuz göbeğine! Karabuğday eriştesini de severim. - Merhaba. - Domuz göbeği. Domuz göbeği. - 35,000 won tutuyor. - 35,000 won? Al bakalım. Kuponunuz olduğunu daha önce söylemeliydiniz! Neden daha önce söyleyecekmişim? Daha önce söyleyince etini mi eksiltiyorsunuz? Ondan değil. Ama bu yüzden başım yanacak. Ne yanması? Ben konuşurum patronunla. - Cidden. - Kaçmayı düşünme bile. Bu kız. Nereye gitti? Neden uğraşmam lazım ki böyle şeylerle? Çekil, çekil! - İnanamıyorum. - Hanımefendi, hanımefendi! Hanımefendi! Dur orada. Dur! Bugün bitirelim bu işi. Geberteceğim seni! Dur orada! Nereye saklandı bu kız? Nerede ki?
01:03:06
- Na Bong Sun burada mıydın? - Zamanımız yok. Gidelim. Yolda konuşuruz. Çabuk ol da atla. Taktın mı? Gidiyoruz. - Bong sen önden gir. Çabuk. - Neresi burası? - Ne diyorsun? Hadi in. - Şef, Bong Sun'u buldum. - Dursana, pardon da... - Şef, Bong Sun'u buldum. - Dur, bir dakika bekle. - Na Bong Sun. Ne? Ne oluyor? Seni görmek de güzel. Geri ver. Oyun oynamayı kes. - Ne? - Anahtarları geri ver! - Ne anahtarı? <i>- Nesi var bu kaba herifin?</i> - Neden, cidden... <i>Herife bak be!</i>

DOWNLOAD SUBTITLES: