Are athletes really getting faster, better, stronger? | David Epstein

Are athletes really getting faster, better, stronger? | David Epstein

SUBTITLE'S INFO:

Language: Turkish

Type: Human

Number of phrases: 401

Number of words: 2104

Number of symbols: 13060

DOWNLOAD SUBTITLES:

DOWNLOAD AUDIO AND VIDEO:

SUBTITLES:

Subtitles prepared by human
00:00
Çeviri: Onur ŞAHİN Gözden geçirme: Eren Gokce Olimpiyatın düsturu, "Citius, Altius, Fortius"tur. Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Atletler bu düsturu süratle yerine getirmiştir. 2012 Olimpiyat maratonu birincisi iki saat sekiz dakikada ipi göğüsledi. Eğer 1904 Olimpiyat maratonu birincisine karşı yarışmış olsaydı, yaklaşık doksan dakikalık farkla kazanmış olurdu. İnsanoğlu olarak hepimiz bir şekilde daha iyiye doğru gittiğimizi hissediyoruz, acımasızca gelişiyoruz; fakat bu bir yüzyıl içinde yeni bir türe evrildiğimiz anlamına gelmez. Öyleyse, burada neler oluyor? Bu sportif başarı artışının arkasında gerçekte ne olduğuna bakmak istiyorum. 1936'da, Jesse Owens 100 metre dünya rekorunu elinde tutuyordu. Jesse Owens geçen yıl 100 metre dünya şampiyonasında yarışmış olsaydı, Jamaikalı koşucu Usain Bolt bitiş çizgisini geçtiğinde, Owens 4,27 metre geride olacaktı.
01:07
Koşucular için bu fark oldukça fazla. Bu farkı size hissettirmek için, Ross Tucker adındaki bir spor bilim adamı tarafından tasarlanmış bir demoyu sizinle paylaşmak istiyorum. Geçen yılki 100 metre dünya şampiyonasındaki stadyumu hayal edin: Binlerce taraftar nefesini tutmuş, tarihteki en hızlı adamı, Usain Bolt'u görmek için bekliyor. Flaşlar, dünyanın en hızlı dokuz adamının çıkış takozunun önüne geçmesiyle patlıyor. Sizden Jesse Owens da bu yarışın içindeymiş gibi hayal etmenizi istiyorum. Şimdi bir saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve yarışı hayal edin. Bang! Silah patladı. Amerikalı bir koşucu ön saflara sıçrıyor. Usain Bolt onu yakalamaya başladı. Usain Bolt onu geçiyor ve koşucular bitiş çizgisine gelip her biri geçtiğinde bir bip sesi duyacaksınız. (Bip) Yarışın sonuna geldik. Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz. İlk bip sesi Usain Bolt içindi. Son bip sesi de Jesse Owens için. Tekrar dinleyelim. (Bip) Bunu hesaba kattığınızda, arada pek de büyük fark yok, öyle değil mi? O zaman, Usain Bolt'un kendisini çıkış
02:08
takozundan ileriye atıp, insan sınırları dâhilinde olabildiğince hızlı gitmesi için yapılmış özel fabrikasyon bir yol üzerinde yarışa başladığını düşünün. Öte yandan, Jesse Owens, cüruf, yanmış odun külü üzerinde koştu. Bu yumuşak pist, koştukça bacaklarından daha çok enerji çalıyordu. Çıkış takozundan ziyade, Jesse Owens'ın yarışa başlayabilmek için cürufun içinde küçük bahçe küreğiyle çukurlar kazması gerekiyordu. Owens'ın eklem hızının biyomekanik analizi, Bolt'la aynı pist üzerinde yarışmış olsaydı, 4,27 metre geride kalmayacağını gösteriyor, bir adımlık mesafede olacaktı. Son bipten ziyade, Owens, ikinci bipin sahibi olabilirdi. Tekrar dinleyelim. (Bip) Bu koşu pisti teknolojisinin yaratmış olduğu bir fark ve bunu bütün koşu dünyasında yarattı. Daha uzun bir müsabakayı düşünelim. 1954'te, Sör Roger Bannister, 1,6 km'yi dört dakikanın altında koşan ilk adam olmuştu. Günümüzde, üniversite öğrencileri bunu her sene yapıyor.
03:08
Daha seyrek olarak, bir lise öğrencisi de bunu başarıyor. Geçen senenin sonu itibarı ile, 1.314 erkek 1,6 km'yi dört dakika altında koşmayı başardı; ama Jesse Owens gibi, Sör Roger Bannister de yumuşak cüruf üzerinde koşmuştu, pist bugünün sentetik pistlerinden daha çok enerjiyi bacaklarından çalıyordu. Sentetik pistler yerine cüruf üzerinde koşmanın ne kadar yavaşlattığını bulmak için biyomekanik uzmanlarına danıştım. Ortak kararları yüzde 1,5 daha yavaş olduğuydu. Eğer sentetik pist üzerinde 1,6 km'yi dört dakika altında koşan her adama yüzde 1,5 oranında bir yavaşlatma dönüşümü uygularsanız, olacak olan budur. Geriye sadece 530 tane kaldı. Olaya bu açıdan baktığınızda, Sör Roger Bannister'dan beri, her yıl on kişiden daha azı 1,6 km'yi dört dakika altında koşanlar kulübüne katılıyor. 530 sayısı birden çok daha fazladır. Bu kısmen böyle, çünkü bugün idman yapan çok kişi var ve daha akıllıca idman yapıyorlar. Üniversite öğrencileri bile, fakültedeki jinekoloji derslerini kırıp bir seferde 45 dakika idman yapan Sör Roger Bannister'dan daha profesyonel çalışıyorlar. 1904 Olimpiyat maratonunu üç buçuk saatlik
04:10
dereceyle kazanan o adam, pistte koşarken fare zehiri ve konyak içiyordu. Bu onun performans artırıcı ilaç anlayışıydı. (Kahkahalar) Açıkça, atletler performans artırıcı ilaçlarla ilgili de deneyim kazandılar. Bu durum ara sıra bazı sporlarda bir fark yarattı; fakat teknoloji daha hızlı kayaklardan daha hafif ayakkabılara kadar tüm sporlarda fark yarattı. 100 metre serbest stil yüzmedeki rekora bir bakalım. Rekor sürekli olarak aşağı düşme eğiliminde, fakat birden düştüğü noktalar var. İlk büyük düşüş, 1956'da, takla atarak dönmenin takdimiyle oluyor. Durup geriye dönmekten ziyade, atletler su altında takla atabilir ve ters yönde anında gitmeye başlayabilirdi. İkinci büyük düşüş, havuzların yanına olukların uygulanmasıyla olmuştu. Bu oluklar, yüzücüleri engelleyen türbülansın oluşmasına engel olmakla beraber suyun taşmasına izin veriyor. Son büyük düşüş ise, düşük sürtünmeye sahip, tüm vücut yüzme giysilerinin takdimiyle oldu. Tüm sporlarda, teknoloji sergilenen performansı değiştirmiştir. 1972'de, Eddy Merckx bir saat içinde bisiklet sürerek
05:12
alınan en uzun yol rekorunu 49,431 km ile kırdı. Şimdi ise bu rekor, bisikletler geliştikçe, sürekli olarak gelişti ve 1996'da Eddy Merckx'in 1972'deki rekorunu 8 km ilerletip 56,794 km'yi bulana kadar her yönden daha aerodinamik hâle geldi. Ama sonra 2000'de, Uluslararası Bisiklet Birliği, bu rekoru elinde tutmak isteyen birinin, Eddy Merckx'in 1972'de kullandığı aynı ekipmanları kullanmak zorunda olduğu yönünde karar verdi. Peki o rekor bugün nerede duruyor? 49,700 kilometrede, Eddy Merckx'in kırktan fazla yıl önce kırdığı bisiklet sürme rekorundan topu topu 269 metre daha fazla. Esasında rekordaki tüm gelişmeler, teknolojinin sayesindeydi. Yine de atletleri ileri taşıyan tek şey teknoloji değil. Yüzyıl içinde gerçekte yeni bir türe evrilmemiş olmamıza rağmen, rekabete dayanan sporların kapsamındaki gen havuzu kesin suretle değişti.
06:14
20. yüzyılın ilk yarısının başlarında, beden eğitimi öğretmenleri ve koçları ortalama bir gövde tipinin tüm atletik çalışmalar için en iyisi olduğunu düşünüyorlardı: Hangi spor olursa olsun, ortalama bir boy ve kilo. Bu durum atletlerin vücutlarında kendini gösterdi. 1920'lerde, ortalama elit bir yüksek atlamacı ve ortalama elit bir gülle atıcı tamamıyla aynı ölçülere sahipti. Bu fikir unutulmaya başlandıkça, spor bilimcileri ve koçları ortalama bir vücut tipinden ziyade, belli atletik nişlere uygun, son derece özelleşmiş vücutlar gerektiğini fark etti. Bir çeşit yapay seleksiyon meydana geldi, belli başlı sporlara uyan vücutlar kendiliğinden sıralandı ve sporcuların vücutları ise birbirinden daha farklı hâle geldi. Bugün, ortalama elit bir gülleci, ortalama elit bir yüksek atlamacının boyutlarından, 6,3 cm daha uzun ve 59 kg daha ağırdır. Bu durum tüm spor dünyasında gerçekleşti. Aslında 20. yüzyılın ilk yarısında, iki düzine sporun her birinin bir veri noktasını gösterdiği bir boy ve kilo grafiği çizerseniz, görüntü böyle olur. Biraz yayılma var, ama ortalama vücut tipinde gruplaşma var sayılır.
07:16
Sonra, bu fikirden vazgeçilmeye başlandı ve aynı zamanda, dijital teknoloji -- önce radyo, sonra televizyon ve internet -- milyonlarca ya da bazen milyarlarca insana elit spor performanslarını izlemeleri için olanak sağladı. Finansal teşvikler, ün ve şöhret elit atletlerin fırlamalarını sağladı ve daha üstün bir performansa meylettiler. Bu durum, özelleşmiş vücutlar için yapay seleksiyonu hızlandırdı. İki düzine spor için verileri bugün için ortaya koyarsak, grafik şuna benzer. Sporcuların vücutları birbirinden çok daha farklı duruma gelmiş. Gördüğümüz grafik, birbirinden uzaklaşan galaksilerin içinde olduğu genişleyen evreni gösteren grafiğe benzediğinden, bunu bulan bilim adamları şöyle adlandırıyor: "Vücut tiplerinin büyük patlaması". Basketbol gibi, boya önem verilen sporlarda, uzun sporcular daha da uzun oldu. 1983'te, Ulusal Basketbol Birleşimi oyuncuları lige ortak eden, bilet gelirleri ve televizyon sözleşmelerinden pay almalarını sağlayan, çığır açıcı bir anlaşma imzaladı. Birdenbire, NBA oyuncusu olabilecek birisi, bunu olmak istedi.
08:16
Takımlar, şampiyonaları kazanmalarını sağlayacak vücutları bulmak için dünyayı arşınlamaya başladı. Neredeyse bir gecede, boyu en az 2,13 metre olan erkek NBA oyuncularının oranı ikiye katlanarak yüzde ona ulaştı. Bugün, NBA'da oynayan her 10 erkekten biri en az 2,13 metre boyunda; fakat genel nüfus içinde 2,13 metre boyundaki adamların oranı oldukça az; öyle ki, 20-40 yaşlar arasında, en azından 2,13 metre boyunda olan Amerikalı bir adam tanıyorsanız, şu an NBA'da oynama şansı yüzde 17'dir. (Kahkahalar) 2,13 metrelik altı kişi bulursanız, bunlardan birinin NBA'da olduğu anlamına geliyor. NBA oyuncularının boyu, vücutlarındaki emsalsiz tek öge değil. Bu, Leonardo da Vinci'nin "Vitruvius Adamı", kulaç uzunluğunun boya eşit olduğu ideal oranlar var. Benim kulaç uzunluğum tamamen boyuma eşit. Sizinkiler de büyük ihtimalle buna yakındır. Fakat ortalama NBA oyuncularınınki değil. Ortalama NBA oyuncusunun kulaç uzunluğu 2,13 metre iken, boyu 2 metrenin altındadır. NBA oyuncuları sadece inanılmaz şekilde uzun değil,
09:17
komik bir şekilde uzunlar. Leonardo, Vitruvius bir NBA oyuncusu çizmek isteseydi, bir yuvarlak ve kareye değil, bir dikdörtgen ve elipse ihtiyacı olurdu. Büyük boyutların ödüllendirildiği bir yer olan sporda, iri atletler giderek büyüdü. Zıttı şekilde, ufak boyun bir avantaj olduğu spor dallarında, küçük atletler giderek küçüldü. Ortalama seçkin bir kadın jimnastikçi 30 yıl zarfında, tamamen daha iyi bir güç-ağırlık oranı elde etmek için ve havada kolay hareket etmek adına ortalama 1,60 metreden 1,45 metreye küçüldü. Büyük daha büyük, küçük daha küçük olurken, acayip ise daha acayip oldu. Su topu oyuncusunun tüm koluna oranla ortalama ön kol uzunluğu, çok daha iyi şiddetle topa vurabilmek için daha çok arttı. Büyük daha büyük, küçük daha küçük ve acayip daha acayip oldu. Yüzmede, ideal vücut şekli, uzun bir gövde ve kısa bacaklardan oluşur. Bu şekil, suda yüksek hız yapabilen, uzun bir kano gövdesi gibidir. Tam tersi ise, koşmada avantajlıdır. Uzun bacaklar ve kısa bir gövde istersiniz. Bu resim, atletlerin bugünkü vücutlarını gösteriyor. Burada tarihteki en iyi yüzücü
10:18
Michael Phelps'i görüyorsunuz, yanındaki ise 1,6 km dünya rekorunu elinde bulunduran kişi olan Hicham El Guerrouj. Bu iki adamın boyu arasında 18 cm'lik bir fark var; fakat spor dallarındaki vücut şekli avantajlarından ötürü aynı boy pantolon giyiyorlar. 18 cm boy farkına rağmen, bu iki adam aynı boyda bacaklara sahip. Bazı durumlarda, atletik performansı ileri taşıyacak olan bedenler için araştırmalar, Kenyalı mesafe koşucuları gibi, daha önce yarışmalara hiç katılmamış olan insan topluluklarını rekabet dünyasına katmak ile sonuçlandı. Kenyalıların iyi maratoncular olduğunu düşünürken, Kenyalılar da Kalenjin kabilesinin iyi maratoncu olduğunu düşünüyor. Kalenjin'ler Kenya nüfusunun yüzde 12'sini oluşturuyor, fakat seçkin koşucuların çoğunluğu Kalenjin. Ortalama olarak, mutlak benzersiz bir fiziğe sahip olmak için; bacaklar son haddinde çok uzun ve inceler. Bu durum, atalarının ekvatora yakın, çok sıcak ve kuru bir iklimde yaşamalarından kaynaklanıyor. Evrimsel adaptasyondan açısından, kol ve bacakların çok aşırı
11:18
uzun ve ince olmasının gayesi vücudu soğutabilmektir. Bir kaloriferin uzun borulara sahip olmasının nedeni de aynıdır, yani ısıyı yayabilmek için hacme göre yüzey alanını artırmak için. Bacaklar bir sarkaç gibi olduğundan, son haddinde uzun ve ince olan bacaklar, hareket için daha iyi enerji verimi sağlar. Kalenjin'lerin koşma başarısını bir perspektife koyarsak, tarihte maratonu 2 saat 10 dakikanın altında koşan 17 Amerikalı koşucu olduğunu düşünün. Kilometre başına 3 dakika 5 saniye olan bir hız. Öte yandan, 32 Kalenjin bunu geçtiğimiz Ekim'de yaptılar. (Kahkahalar) Bu sadece Atlanta metropolü büyüklüğündeki bir nüfustan kaynaklı. Teknolojinin ve spordaki gen havuzunun değişmesi henüz performanstaki tüm değişimi açıklamıyor. Sporcular öncekinden farklı bir zihniyete sahip. Filmlerde, birilerinin elektrik şokundan sonra duvara doğru fırladığını daha önce gördünüz mü? Herhangi bir patlama yok. Burada olan şey, elektrik impalsı kas liflerinin tamamının seğirmesine yol açıyor ve bu da duvara fırlamalarına neden oluyor.
12:19
Gerçekte zıplıyorlar. İşte bu insan vücudunun içinde saklı olan gücün ta kendisidir. Normalde, bunun tamamının yanına bile yaklaşamayız. Beynimiz bir sınırlayıcı gibi davranır. Bizi tüm fiziksel kaynaklarımıza erişmekten korur. Çünkü liflerimizi ve bağlarımızı yırtıp kendimizi yaralayabiliriz. Öte yandan, bu sınırlayıcının nasıl çalıştığını daha çok öğrendikçe, biraz daha buna nasıl karşı geleceğimizi öğreniyoruz, bazı durumlarda, daha fazla zorlandığında bedenin ölümcül bir tehlikede olmadığına beyni inandırmak suretiyle. Dayanıklılık ve ultra-dayanıklılık sporları buna muhteşem bir örnek. Ultra-dayanıklılık sporlarının eskiden insan vücudu için zararlı olduğunu düşünürdük; fakat şimdi ultra-dayanıklılık için tüm yeteneklere hepimizin sahip olduğunu fark ettik: Vücudumuzda kürk yok ve bizi koşarken serin tutan bolca ter bezi var; vücudumuza kıyasla dar belimiz ve uzun bacaklarımız var; şok emilimi için geniş yüzey alanlı eklemlerimiz var. Ayağımızda âdeta yay gibi davranan bir kavis var; kısa ayak parmakları, ağaç dallarını kavramaktan ziyade itmek için daha iyidir ve koştuğumuzda, başımızı düz tutarken, gövdemizi ve omuzlarımızı bu şekilde çevirebiliriz.
13:20
Primat kuzenlerimiz bunu yapamaz. Onlar aynı bu şekilde koşarlar. Biz, koşarken bedenimizi dimdik tutmaya yarayan büyük popo kaslarına sahibiz. Daha önce maymun poposu gördünüz mü? Dimdik koşmadıklarından popoları yuvarlak değildir. Atletlerin de fark ettiği üzere, biz ultra-dayanıklılık için son derece uygun olduğumuz için, İspanyol dayanıklılık yarışçısı Kílian Jornet gibi sporcular daha önce hayal dahi edilemeyen bir başarıyı göğüslediler. İşte, Kílian Matterhorn'da tırmanırken. (Kahkahalar) Uzun kollu giysisiyle belinden bağlı hâlde. Burası koşulamayacak kadar dik. Bir halatı çekiyor. Burası 2.400 metreden daha uzun dikey bir tırmanış yolu. Kílian'ın dağa tırmanıp geri dönmesi üç saat bile sürmedi. İnanılmaz. Yetenekli olduğu hâlde, Kílian asla fizyolojik bir ucube değil. Bunu başarmış olduğu için, diğer atletler onun peşinden gidecek. Tıpkı 1,6 km'yi dört dakika altında koşan Sör Roger Bannister'ın peşinden gittikleri gibi. Değişen teknoloji, değişen genler ve değişen bir zihniyet. Yeni koşu pistleri
14:21
veya yeni yüzme teknikleri olsun, sporda yenilik, sporun demokratikleşmesi, dünyadaki yeni vücutların ve yeni insan topluluklarının yaygınlaşması, spordaki hayal gücü, insan vücudunun gerçekte neye yetebilir olduğuna dair bir anlayış, sporcuların daha güçlü, daha hızlı, daha dayanıklı ve daha önce hiç olmadığı kadar iyi olmasını sağladı. Çok teşekkürler. (Alkış)

DOWNLOAD SUBTITLES: